29 MAYIS HUKUK BLOGU

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 16.04.2025 tarih ve 2024/2513 E. ve 2025/2479 K. Sayılı Kararı Çerçevesinde Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü

8 Nisan 2026

Prof. Dr. Sera Reyhani Yüksel / İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı

 

Bu blog yazısına atıf için: Sera Reyhani Yüksel, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 16.04.2025 tarih ve 2024/2513 E. ve 2025/2479 K. Sayılı Kararı Çerçevesinde Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü, 29 Mayıs Hukuk Blogu, https://hukuk.29mayis.edu.tr/tr/blog/38767, 8 Nisan 2026.

 

Konu. Bu yazımızda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin (“HD”) 16.04.2025 tarih ve 2024/2513 E. ve 2025/2479 K. sayılı kararı[1], hekimin aydınlatma yükümlülüğü kapsamında ele alınarak ana hatları itibariyle değerlendirilecektir.


Yargıtay Kararı.
Yargıtay 11. HD, ilgili kararında; “…davacı anneye yapılan tarama testinin risk sınırının altında olduğundan güncel uygulamalarda davacı anneye amniosentez önerilmesinin beklenmediği, gebelik takip sürecinde yapılan ...’lerde fetal anomali saptanmadığı bu nedenle hekimin ikili ve üçlü testlerde risk bulunmayan durumlarda artık daha ileri tetkik olan CVS veya amniosentez yaptırılmasını önermesi ve bunlar hakkında bilgi vermesi gerekliliği bulunmadığı" şeklinde görüş bildirilmiştir. Bu raporlardan açıkça anlaşıldığı üzere somut dosyaya konu gebelikte, gebelik takibi yapan doktorun gebelik takibinde bir kusurunun olmadığı, gerekli test ve görüntülemeleri yerine getirdiği, davacı annenin ikili test sonucu düşük riskli olduğu kabul edildiği için daha ileri tetkikler hususunda anne ve babayı aydınlatması gereken bir durum bulunmadığı yani aydınlatma görevi olmadığı için olmayan yükümlülüğün ihlalinden de söz edilemeyeceği, bu itibarla tüm davacılar açısından maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş ve hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir...” şeklinde değerlendirmede bulunmak suretiyle hekimin hukuki sorumluluğu kapsamında maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiğine hükmetmiştir. Söz konusu karar ile Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen aydınlatma yükümlülüğünün mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirildiğinin ispatlanamadığı, davacı annenin düşük risk grubunda bulunması halinde dahi hekimin yine de çocuğun (X) sendromlu olabileceği ve kesin tanı için yapılması gerekenler ile bunların risklerini davacılara usulünce açıklayarak onları aydınlatması gerektiğinden bahisle maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği yolundaki karara katılmamıştır.

Hekimin Hastayı Aydınlatma Yükümlülüğü ile İlgili Ana Esaslar. Hekimin tıbbi müdahalelerden doğan hukuki sorumluluğu hukukumuzda genel nitelikteki kanunlar içerisinde değerlendirilir ve bu da genellikle Borçlar Kanunu’nun haksız fiil sorumluluğu, sözleşmeye aykırılık şeklinde olmaktadır[2].

Hekim ile hasta arasındaki ilişki bir vekalet ilişkisi olmakla birlikte bazı durumlarda "vekaletsiz iş görme" ve "istisna (eser)" sözleşmesi şeklinde de kendisini göstermektedir.

Hekim ile hasta arasındaki sözleşmenin hukuksal nitelik bakımından bir vekâlet sözleşmesi niteliği taşıdığı görüşü çoğunlukta olup tanı ve tedavide güven unsuru büyük önem taşıdığı için hastalar genel olarak tanı ve tedavi için güvenebileceği bir hekimi araştırmakta ve bulmaktadır[3]. Vekalet sözleşmesi bakımından önemli olan vekilin özenli iş görmesidir, diğer bir ifadeyle vurgu özenli iş görmededir. Vekilin sonuç taahhüdü yoktur. Aynı şekilde tıbbın gereklerine ve kurallarına uygun davranılmasına rağmen eğer sonu değişmemişse hekim ve hastanenin sorumluluğu söz konusu olmaz[4].

Hekimin yükümlülükleri arasında özen yükümlülüğü dışında aydınlatma yükümlülüğü de önemli bir yer tutar. Hipokratik etik mantalitesinin temelini oluşturan ve hekimin hastası için en doğru kararı alacağına dair babacıl anlayış, yaşanan gelişmeler sonucunda yerini hastanın da sağlığının korunması noktasında söz sahibi olabileceği yaklaşımına bırakmıştır[5]. Bu yaklaşımın sonucu olarak, hastanın kendi sağlığı ile ilgili karar verebilmesi için aydınlatılması gereği ortaya çıkmıştır.

Hekimin hastayı aydınlatması tıbbi müdahalenin hukuka uygunluk unsurlarından biri olup aydınlatma kapsamında hekimin, hastayı, tıbbi müdahaleye rıza vermeden önce müdahale hakkında serbestçe karar verebileceği bilgilerle donatması gerekir. Aydınlatmanın içeriği her somut olayın sahip olduğu özel durum ve koşullara göre değişebilmektedir[6]. Aydınlatma yükümlülüğünün kaynağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (“TMK”) m. 2 hükmünde yer bulan dürüstlük kuralı olup gerekliliği noktasında da TMK m. 23 ve 24 hükümleri temel alınmaktadır[7]. Hastanın tıbbi müdahale ile bu müdahale sırasında ve sonrasında ortaya çıkabilecek risklere karşı aydınlatılması hem tıbbi hem de hukuki bir zorunluluktur[8].

Hasta Hakları Yönetmeliği m. 15 hükmü aydınlatma yükümlülüğünün kapsamını ortaya koymaktadır. Anılan düzenlemeye göre;

Hastaya;

a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,
b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,
c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,
ç) Muhtemel komplikasyonları,
d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,
e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,
f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,
g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği

hususlarında bilgi verilir”.

Bilgi vermenin şekli hakkında Hasta Hakları Yönetmeliği m. 18 hükmü göz önünde bulundurulmalıdır. Buna göre, bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir. Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir. Bilgilendirme ve tıbbi müdahaleyi yapacak sağlık meslek mensubunun farklı olmasını zorunlu kılan durumlarda, bu duruma ilişkin hastaya açıklama yapılmak suretiyle bilgilendirme yeterliliğine sahip başka bir sağlık meslek mensubu tarafından bilgilendirme yapılabilir.

Hekim, hastasına öncelikle koyduğu teşhise ilişkin bilgi vermeli, daha sonra uygulanacak tedavi sürecini ve muhtemel komplikasyonları detaylı ve hastanın anlayacağı şekilde açıklayıp aydınlatılmış rızasını almalıdır[9]. Aydınlatma ve rızanın bulunmaması halinde hekim hastayı iyileştirme amacıyla tıbbi müdahalede bulunmuş olsa da sırf hastanın ameliyata katlanmış olması bile maddi ve manevi zarar olarak kabul edilebilmektedir[10].

Değerlendirme. Yargıtay 11. HD’nin ilgili kararına göre hekimin aydınlatma görevinin olmadığı bir durumda bu yükümlülüğün ihlalinden söz edilemez. Adli Tıp Kurumu Raporu’na göre de davacı anneye yapılan tarama testi risk sınırının altında olduğundan hekimin daha ileri tetkik olan CVS veya amniosentez yaptırılmasını önermesi ve bunlar hakkında bilgi vermesi gerekliliği bulunmamaktadır. Bu karara göre, risk sınırının altında bir durum mevcutsa hekimin aydınlatma yükümlülüğü doğmadığı için bu yükümlülük tıbben ileri tanı testlerinin önerilmesini gerektirecek düzeyde bir riskin varlığını gerektirmektedir. Hastanın yakalandığı hastalıktan kurtulmak amacıyla serbest çalışan hekime başvurmasıyla hekimin hastayı derhal reddetmediği anda hekim-hasta arasında bir hukuki ilişki tesis edilmekte, hekim hastasının tedavisini üstlenmekle fiili vekâlet sözleşmesinin esasını oluşturan iş görme edimi hayata geçmektedir. Bu kapsamda hekim, hastasının tedavi sürecine başlarken tedavinin sonucunda hastasının tam olarak sağlığına kavuşmasını hiçbir zaman garanti etmeyerek, %100 (yüzde yüz) iyileştirme rizikosunu taşımadan teşhis ve tedavinin gereğini yapmaktadır[11]. Diğer bir ifadeyle, vekâlet sözleşmesinin bir gereği olarak, hekimin sonuç taahhüdü yoktur. Bu açıdan hekim tıp biliminin verileri doğrultusunda üzerine düşeni yapmış ve tarama testleri riskin düşük olduğunu ortaya koymuşsa, özen borcunu gereği gibi yerine getirmiştir. Tıbbi müdahalelerde her an için zararlı bir sonucun meydana gelmesi durumu söz konusu olabilmektedir ve gerekli özen ve dikkat gösterilse bile meydana gelen olumsuz sonuçlar tıbbi müdahalelerin normal sapmaları, riskleri olarak kabul edilmektedir[12]. Bunun ötesinde hekime bir sorumluluk atfedilmesi doğru değildir. Sonuç olarak hekimin basiretli bir vekil gibi özenli davranması gerekmekle birlikte, hekimi mevcut olmadığı düşünülen risklerden ötürü aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğinden bahisle sorumlu tutmak ölçüsüz olacağı için ilgili kararda varılan sonuç kanaatimizce yerindedir.

Yararlanılan Kaynaklar

Alkan, Oktay: Hekimin Hukuki Sorumluluğundan Doğan Davalar, Adalet Yayınevi, Ankara 2025.
Alkanat, Murat B.: ‘Tıbbi Müdahalelerden Doğan Hukuki Sorumluluk’, sted, Cilt: 11, Sayı: 5, Yıl: 2002, s. 177-180.
Çavdar, Pelin: ‘Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü’, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi (Cevdet Yavuz’a Armağan), Cilt: 22, Sayı: 3, Yıl: 2016, s. 735-764.
Hakeri, Hakan: Tıp ve Sağlık Hukuku El Kitabı, Güncellenmiş 4. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2024.
Hakan Hakeri, ‘Tıp Hukukunda Malpraktis Komplikasyon Ayrımı’, https://www.toraks.org.tr/, s. 23-28 (Erişim Tarihi: 06.04.2026).
Özcanoğlu Görkey, Ayşe Betül: Hekimlik Sözleşmesi ve Hekimin Tazminat Sorumluluğu, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2022.
Reyhani Yüksel, Sera: ‘Hekimlik Sözleşmelerinin Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Kapsamında Değerlendirilmesi’, Hukuk ve Adalet Eleştirel Hukuk Dergisi, Cilt: 10, Sayı: 23, Yıl: 2018, s. 57-82.
Yıldırım, Nesligül: Tıp Hukuku Ekseninde Hak ve Yükümlülükler, Adalet Yayınevi, Ankara 2022.

 

[1] Anılan karara erişim için bkz. Legalbank (Erişim Tarihi: 07.04.2026).
[2] Murat B. Alkanat, ‘Tıbbi Müdahalelerden Doğan Hukuki Sorumluluk’, sted, Cilt: 11, Sayı: 5, Yıl: 2002, s. 177.
[3] Sera Reyhani Yüksel, ‘Hekimlik Sözleşmelerinin Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Kapsamında Değerlendirilmesi’, Hukuk ve Adalet Eleştirel Hukuk Dergisi, Cilt: 10, Sayı: 23, Yıl: 2018, s. 69.
[4] Hakan Hakeri, Tıp ve Sağlık Hukuku El Kitabı, Güncellenmiş 4. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2024, s. 355.
[5] Oktay Alkan, Hekimin Hukuki Sorumluluğundan Doğan Davalar, Adalet Yayınevi, Ankara 2025, s. 37-38.
[6] Nesligül Yıldırım, Tıp Hukuku Ekseninde Hak ve Yükümlülükler, Adalet Yayınevi, Ankara 2022, s. 165.
[7] Alkan, s. 38.
[8] Ayşe Betül Özcanoğlu Görkey, Hekimlik Sözleşmesi ve Hekimin Tazminat Sorumluluğu, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2022, s. 53; Pelin Çavdar, ‘Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü’, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi (Cevdet Yavuz’a Armağan), Cilt: 22, Sayı: 3, Yıl: 2016, s. 739.
[9] Özcanoğlu Görkey, s. 55.
[10] Hakeri, Tıp ve Sağlık Hukuku El Kitabı, s. 121.
[11] Reyhani Yüksel, s. 71.
[12] Hakan Hakeri, ‘Tıp Hukukunda Malpraktis Komplikasyon Ayrımı’, https://www.toraks.org.tr/, s. 23, (Erişim Tarihi: 06.04.2026).