29 MAYIS HUKUK BLOGU

Birleşme ve Devralmalarda Güncel Gelişmeler:
2010/4 Sayılı Rekabet Kurulundan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de Öngörülen Değişikliklere Genel Bir Bakış

26 Mart 2026

Dr. Öğr. Üyesi Buğra Kesici / İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı

 

Bu blog yazısına atıf için: Buğra Kesici, Birleşme ve Devralmalarda Güncel Gelişmeler: 2010/4 Sayılı Rekabet Kurulundan İzin Alınması Gereken Birleşme Ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de Öngörülen Değişikliklere Genel Bir Bakış, 29 Mayıs Hukuk Blogu, https://hukuk.29mayis.edu.tr/tr/blog/38749, 26 Mart 2026.

 

Giriş. Geride bıraktığımız Şubat ayında 2010/4 sayılı Rekabet Kurulundan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de (“2010/4 sayılı Tebliğ” veya “Tebliğ”), kısaca 2026/2 sayılı Tebliğ[1] ile önemli bazı değişiklikler gerçekleştirilmiştir. 2010/4 sayılı Tebliğ’de öngörülen bu değişiklikler, yayım tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir (2026/2 sayılı Tebliğ m. 8). 2010/4 sayılı Tebliğ’de yapılan bu değişiklikleri ele alacağımız yazımızda, öncelikle ana hatları itibariyle rekabet hukukunda birleşme ve devralmaların denetlenmesi rejimine yer vererek, değişikliklerin kapsamı ve ilk bakışta pratik açıdan gündeme gelebilecek önemli bazı farklılıkları, hukuki sonuçları perspektifinden, ana hatları itibariyle değerlendiriyoruz[2].

  1. Rekabet Hukukunda Birleşme ve Devralmaların (=Yoğunlaşmaların) Denetlenmesi. Rekabet hukukunda birleşme ve devralmaların denetlenmesi, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (“Rekabet Kanunu” veya “RKHK”) m. 7 hükmü bağlamında birleşme veya devralmalar marifetiyle ilgili piyasada rekabetin önemli ölçüde kısıtlanmasının engellenmesi bağlamında ex ante bir inceleme (=izin) yöntemini konu alır. Anılan izin, niteliğine göre, temelde taraflarca 2010/4 sayılı Tebliğ ekinde yer alan Bildirim Formu’nun doldurulması suretiyle alınmaktadır. Bu süreçte birleşme veya devralmanın (=işlemin) piyasaya etkisi çeşitli açılardan değerlendirilmekle, temel amaç, özellikle pazar gücünün artmasına bağlı olarak rekabeti kısıtlayıcı etkilerin gündeme gelmesinin önlenmesi ve bu sayede piyasa düzeninin korunmasıdır. Birleşme veya devralma, Rekabet Kurulunun (“Kurul”) izin kararı üzerine hukuken geçerlilik kazanmaktadır. Genel çerçevesini yansıtmak gerekirse, rekabet hukukunda birleşme ve devralmaların denetlenmesi Rekabet Kanunu, 2010/4 sayılı Tebliğ ve konu ile ilgili Kılavuzlar temelinde üç aşamalı bir analize konu olur[3]. Bu çerçevede:
    • İlk olarak, bir birleşme veya devralma mevcut olmalıdır. Rekabet hukukunda birleşme veya devralma, ortaklıklar hukukunda öngörülen geleneksel kontrol enstrümanlarından çok daha geniş bir kapsam ve uygulanma alanına sahiptir[4]. Kontrol kavramı “yönetim kontrolünü” betimlemekte olup, kontrolde meydana gelen kalıcı değişiklikler (tercih edilen yönteme göre) birleşme veya devralma olarak değerlendirilmektedir. Kontrol türünde meydana gelen doğrudan veya dolaylı bu tür değişiklikler, özellikle hukuki (de jure) ve fiilî (de facto) açıdan irdelenmektedir. Bir tasfiyesiz sona erme hali olarak birleşmeler yanı sıra, sermaye veya oy haklarının çoğunluğuna sahip olunması, oy hakkında imtiyaz tanınması, çoğunluk sermaye payı/pay senedi üzerinde intifa hakkı tesis edilmesi, yönetim kurulunda temsil edilme imtiyazı öngörülmesi veya hâkimiyet sözleşmesi akdedilmesi gibi ortaklıklar hukukunda düzenlenen geleneksel yöntemlere göre özellikle üst düzey yöneticilerin seçimi, bütçe veya işletme plânının onaylanması gibi azınlık pay sahiplerinin menfaatlerinden ziyade şirket yönetimine dair konularda kontrol sahibi olmayan ortaklara sözleşmesel zeminde veto hakkı tanınması dahi ortak kontrol oluşumuna yol açması sebebiyle devralma olarak yorumlanmaktadır. Keza, işletme devirleri de bu kapsamda olmak üzere malvarlığı devirleri, uzun süreli kira sözleşmeleri ve tam işlevsel ortak girişimler de bu kapsamdadır. Diğer taraftan, özellikle halka açık anonim ortaklıklarda belirli bir zaman diliminde pay sahiplerinin genel kurul toplantılarına katılma alışkanlıkları dahi fiilî olarak kontrolün devralınması açısından dikkate alınmaktadır[5].
    • İkinci olarak, birleşme veya devralmanın Rekabet Kurumu nezdinde bildirime tâbi olduğundan söz edilebilmesi için birleşme veya devralmanın tarafları açısından belirli ciro eşiklerinin aşılması gerekmektedir[6] (=ciro sistemi). Mülga 1997/1 sayılı Rekabet Kurulundan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’in öngördüğü sistemde işlemin bildirime tâbi olup olmadığı ilgili teşebbüslerin “pazar payı” eşiğine göre belirlenmekteyken, yeni sistemde bildirimin söz konusu olup olmadığı ciro eşiklerine göre tespit edilmektedir. Kuşkusuz bu yöntemin de muhtelif sakıncaları bulunmakla birlikte, hukuki belirlilik açısından, prensip olarak, ciro eşiklerini aşmayan bir işlemin birleşme veya devralma var olsa dahi Rekabet Kurumu nezdinde bildirime tâbi olması söz konusu olmamaktadır. Diğer bir ifadeyle, genel bir prensip olarak, ciro eşiklerinin aşılması halinde Rekabet Kurumu nezdinde bildirime tâbi olan bir birleşme veya devralmanın varlığından söz edilebilir[7].
    • Üçüncü olarak, bildirime tâbi olan işlemin “etkin rekabetin önemli ölçüde azaltılması sonucunu doğurmaması” gerekmektedir (RKHK m. 7). RKHK m. 7’nin eski halinde, birleşme veya devralmanın hâkim duruma yol açması veya mevcut hâkim durumu güçlendirmesinin yasaklanması şeklinde özetlenebilecek hâkim durum testi kabul edilmişken, 2020 yılında Rekabet Kanunu’nda öngörülen değişiklik ile hâkim duruma yol açmayan veya bu durumu güçlendirmeyen birleşme veya devralmaların yasaklanması sonucunu doğurabilecek olan SIEC (significant impediment of effective competition) testi kabul edilmiştir. İşlem taraflarının aynı piyasada faaliyet gösterip göstermediğine göre buradaki analiz farklılaşabilmektedir. Temelde işlemin piyasaya etkisinin ele alındığı bu aşamada işlemin yatay veya yatay olmayan bir işlem olmasına göre bir dizi etken/endişe (=özellikle yoğunlaşma oranları, tek taraflı etkiler, koordinasyon etkileri ve savunmalar) dikkate alınmakta ve izin alınabilmesi için taraflarca davranışsal veya yapısal taahhüt mekanizmasının işletilebilmesi gündeme gelebilmektedir[8].

    Hemen ekleyelim ki, birleşme veya devralmalarda Rekabet Kurumu münhasır yetkiye sahip olmakla, Kurulun izni olmaksızın birleşme veya devralma işleminin kapatılması/icra edilmesi halinde kamu hukuku ve özel hukuk açısından çeşitli sonuçlar gündeme gelmektedir: Bir kere, Kurulun izin kararına değin, işlemin geçerliliği hukuken askıdadır. Kurulun izin kararı ile işlem kesin geçerli hale gelmiş olur. İzin kararı, birleşme/devralma sözleşmelerinde öngörülen yan sınırlamalara da kural olarak izin verilmesi sonucunu doğurur (2010/4 sayılı Tebliğ m. 13/6). İşleme Kurul tarafından izin verilmemesi halinde ise prensip olarak kesin geçersizlik söz konusu olur (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 27; RKHK m. 56). Keza, uygulanan bir birleşme veya devralma sebebiyle zarar gören kişilerin tazminat talep etmesi de gündeme gelebilir[9] (RKHK m. 57-59). Kamu hukuku sonuçları zaviyesinden yaklaşıldığında da bildirime tâbi olmasına rağmen bildirilmeyen birleşme ve devralma işlemleri sebebiyle işlemin izin alması veya almaması, keza sunulan taahhütlere uyulmamasına olasılığına göre farklı yaptırımların (=idari para cezaları ve idari tedbirler) uygulanması gündeme gelebilmektedir[10] [özellikle bkz. RKHK m. 11, 16/1-(b), 16/3, 17/1-(a)].

  2. 2026/2 sayılı Tebliğ ile Öngörülen Değişikliklerin Genel Kapsamı. 2010/4 sayılı Tebliğ’de yapılan değişiklikler incelendiğinde değişikliklerin dört temel başlık altında tasnif edilebilmesi mümkün görünmektedir[11]. Bunlar: (a) ilgili teşebbüs, işlem tarafı ve teknoloji teşebbüsü şeklindeki birleşme/devralma işlemleri bakımından temel kavramların tanımlarında değişiklikler yapılması, (b) ciro eşiklerinin değer itibariyle güncellenmesi, teknoloji teşebbüsleri açısından öngörülen istisnada değişikliğe gidilmesi ve ciro hesaplamasında belirlilik sağlanması, (c) birleşme ve devralmaların değerlendirilmesi esasları (=özellikle ortak girişimler) ve (d) birleşme ve devralma işlemlerine dair Bildirim Formu’nun güncellenmesi şeklinde tasnif edilebilir. Peşinen belirtelim ki, anılan değişikliklerden özellikle ciro eşiklerinin güncellenmesi beklenen bir gelişmedir. Zira Türk lirası (“TL”) olarak öngörülen ciro eşiklerinin düşük olması, Kurul nezdinde iş yükünün artmasına zemin hazırlayabilmektedir. Bu sebeple Kurul tatbikatında belirli aralıklarla ciro eşikleri güncellenmektedir.

  3. Değişikliklere Ayrıntılı Bakış. Yukarıda genel çerçevesi belirlenen bahsi geçen dört değişikliğe daha ayrıntılı bakıldığında aşağıdaki tespitlerde bulunulabilir:

    a)
    İlk değişiklik, 2010/4 sayılı Tebliğ’de yer alan temel bazı kavramların güncellenmesidir. Bu kapsamda ön plâna çıkan üç temel kavram mevcuttur: İlk temel kavram, ilgili teşebbüstür. İlgili teşebbüs kavramı, ciro eşikleri yanı sıra Bildirim Formu’nda yer alan bilgilerin tam ve eksiksiz doldurulması bakımından önem arz etmektedir[12]. Anılan kavramın tanımı Tebliğ’de; “Birleşme işlemlerinde birleşen, devralma işlemlerinde devralan ile devre konu kişi ya da ekonomik birimleri[13] ifade edecek şekilde güncellenmektedir [2010/4 sayılı Tebliğ m. 4/1-(a)]. İkinci temel kavram, işlem tarafıdır. Temel kavramlar bağlamında en ayrıntılı değişikliğe konu olan bu kavram; “Birleşme işlemlerinde birleşen, devralma işlemlerinde devralan ilgili teşebbüslerin içinde bulunduğu ekonomik bütünlükler; devre konu ilgili teşebbüs için ise kendisini ve kontrol ettiği ekonomik birimleri şeklinde revize edilerek, eski haline göre, özellikle devre konu teşebbüs açısından ayrıntılı bir şekilde düzenlenmektedir[14] [2010/4 sayılı Tebliğ m. 4/1-(b)]. Anılan değişiklik ile devredenin işlem tarafı olmadığı vurgulanmış olmaktadır. Özellikle öldürücü birleşme ve devralmalar karşısında öngörülen teknoloji teşebbüsü kavramının tanımında da bir bağlaç değişikliği gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda teknoloji teşebbüsleri; “Dijital platformlar ile yazılım ve oyun yazılımı, finansal teknolojiler, biyoteknoloji, farmakoloji, tarım kimyasalları ve sağlık teknolojileri alanlarında faaliyet gösteren teşebbüsleri veya bunlara ilişkin varlıkları” ifade etmektedir [2010/4 sayılı Tebliğ m. 4/1-(e)].

    b)
    İkinci değişiklik, Tebliğ’de öngörülen ciro eşiklerinin güncellenmesi ve bununla ilintili olduğu söylenebilecek değişikliklerdir.
    aa) Hemen yukarıda (bkz. 2 no’lu başlık) belirtildiği gibi, TL olarak öngörülen Türkiye ve dünya ciro eşiklerinin döviz ve enflasyondaki değişiklikler karşısında güncellenmesi, Rekabet Kurumunun iş yükü açısından önem arz etmektedir. Aksi takdirde, cirosu görece düşük olmakla varsayımsal olarak sakınca doğurmayabilecek işlemlerin de Kuruma bildirilmesi ve bu işlemlerin de denetlenebilmesi gündeme gelmektedir. Anılan gerekçe ile ciro eşiklerinin artırılması usul ekonomisi açısından yerinde görünmektedir. Bu çerçevede 2010/4 sayılı Tebliğ m. 7/1 hükmü aynen aşağıdaki şekilde değiştirilmiş olup, anılan tutarları aşan işlemlerin bildirime tâbi olduğu öngörülmektedir:

    “5 inci maddede belirtilen bir birleşme veya devralma işleminde;

    a) İşlem taraflarının Türkiye ciroları toplamının üç milyar TL’yi ve işlem taraflarından en az ikisinin Türkiye cirolarının ayrı ayrı bir milyar TL’yi veya,
    b) Devralma işlemlerinde devre konu varlık ya da faaliyetin, birleşme işlemlerinde ise işlem taraflarından en az birinin Türkiye cirosunun bir milyar TL’yi ve diğer işlem taraflarından en az birinin dünya cirosunun dokuz milyar TL’yi,

    aşması halinde söz konusu işlemin hukuki geçerlilik kazanabilmesi için Kuruldan izin alınması zorunludur[15].”.

    bb) Daha da önemlisi, Tebliğ’de 2022 yılında gerçekleştirilen değişiklik ile mevzuatımıza dâhil olan teknoloji teşebbüsleri açısından hem ciro eşiği istisnası hem de teknoloji teşebbüslerinin kapsamı açısından iki ayrı değişiklik yapılmak suretiyle kapsamın daraltıldığı söylenebilir. Hükmün eski halinde (i) Türkiye coğrafi pazarında faaliyet gösteren veya (ii) ar-ge faaliyeti olan ya da (iii) Türkiye’deki kullanıcılara hizmet sunan teknoloji teşebbüslerinin devralınmasında devre konu teşebbüs açısından herhangi bir ciro eşiği öngörülmeksizin, yalnızca devralanın ciro eşiklerinin sağlaması şartına bağlı olarak işlemin bildirime tâbi olması şeklinde bir sonuç öngörülmekteydi. Hükmün (2010/4 sayılı Tebliğ m. 7/2) yeni hali ise şöyledir:

    “İşlem taraflarından en az birinin Türkiye’de yerleşik teknoloji teşebbüsü olduğu birleşme işlemleri ile bu nitelikteki teşebbüslerin devralınmasına ilişkin işlemlerde devre konu işlem tarafı bakımından, birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde yer alan bir milyar TL eşikleri iki yüz elli milyon TL olarak uygulanır.”.

    Hükmün yeni halinde birleşme ve devralmalar bağlamında teknoloji teşebbüsleri özelinde ciro eşikleri açısından istisnanın kapsamının daraltıldığı, eski halinden farklı olarak, iki yüz elli milyon TL’nin aşılması halinde işlemin inceleneceği öngörülmektedir. Böylelikle iki yüz elli milyon TL’nin altındaki işlemler kapsam dışında bırakılmaktadır. Dahası, Türkiye’de faaliyette bulunma, ar-ge faaliyeti veya Türkiye’deki kullanıcılara hizmet sunulması ölçütleri yerine, yalnızca “Türkiye’de yerleşik olan” teknoloji teşebbüsleri açısından düzenlemede bulunulmaktadır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’de yerleşik olmayan teknoloji teşebbüsleri açısından anılan istisnanın uygulanmayacağı anlaşılmaktadır (=yerel ciro eşiği). Böylelikle hukuk politikası açısından bir tercih değişikliğine gidilmek suretiyle teknoloji teşebbüslerinin devralınmasında daha sınırlı bir incelemenin söz konusu olacağı söylenebilir.

    cc) Nihayet, ciroların hesaplanması bağlamında Tebliğ m. 8/2’de öngörülen değişiklik ise aynen aşağıdaki gibidir:

    “7 nci maddenin birinci fıkrasında yer alan ciroların hesaplanmasında, devralma işlemleri kapsamında tüzel kişiliğe sahip olan ya da olmayan kısımların devredilmesi hâlinde, devreden taraf bakımından yalnızca devredilen kısmın cirosu esas alınır.”

    Anılan değişiklik ile kısmi devirlerde hesaplama bakımından “devreden taraf” açısından yalnızca devredilen kısmın cirosunun esas alınacağı belirtilmektedir. Bahsi geçen düzenleme, uygulamada da icra edilen bir pratik ile ilgili hukuki belirliliğin sağlanması amacına matuf bir değişiklik olarak ön plâna çıkmaktadır.

    c) Üçüncü değişiklik, birleşme ve devralmaların değerlendirilme esasları bağlamında ortak girişimler ile ilgilidir. Öncelikle Tebliğ, konu ile ilgili temel prensibi ortaya koymaktadır: Ana teşebbüsler arasında rekabeti sınırlayıcı amacı veya etkisi olan ve bağımsız bir iktisadi varlığın tüm işlevlerini kalıcı olarak yerine getirecek bir ortak girişim kurulması, birleşme devralma rejimi yanı sıra, Rekabet Kanunu m. 4 ve 5 hükümleri çerçevesinde de değerlendirilecektir (2010/4 sayılı Tebliğ m. 13/3). Tebliğ’e tamamen yeni bir hüküm olarak eklenen m. 13/4 hükmüne aşağıda aynen alıntılanan düzenleme eklenmektedir:

    “Kurul üçüncü fıkrada bahsedilen değerlendirmeyi yaparken, özellikle iki ya da daha işlem tarafının ortak girişimle aynı pazarda veya ortak girişimin faaliyet gösterdiği pazarın alt, üst veya yakından ilişkili komşu pazarında önemli bir faaliyetinin bulunup bulunmadığı; ortak girişimin kurulmasının doğrudan bir sonucu olan koordinasyonun, söz konusu ürün veya hizmetlerin önemli bir kısmı bakımından ana teşebbüsler arasındaki rekabeti ortadan kaldırma olasılığının bulunup bulunmadığı hususlarını göz önünde bulundurur.”

    Anılan düzenleme ile ortak girişimin ana şirketleri arasındaki koordinasyon riskinin nasıl değerlendirileceği sınırlayıcı olmayacak şekilde [(i) özellikle ortak girişim ile aynı pazar veya alt, üst veya komşu pazarda önemli faaliyetin varlığı ve (ii) ürün veya hizmetlerin önemli bir kısmı bakımından ana teşebbüsler arasındaki rekabete etki bağlamında] düzenlenerek, hukuki belirliliğin sağlanmaya çalışıldığı söylenebilir. Bu kapsamda Rekabet Kanunu m. 5 hükmü bağlamında bireysel muafiyet analizi yapılması gerekecek, bireysel muafiyet için kümülatif olarak sağlanması gereken iki olumlu, iki olumsuz koşulun sağlanmaması halinde Rekabet Kanunu m. 4 hükmü bağlamında hukuka aykırılığın varlığı gündeme gelebilecektir.

    d) Dördüncü değişiklik, Tebliğ’in ekinde yer alan Bildirim Formu içeriğinde öngörülmektedir (2026/2 sayılı Tebliğ m. 7). Öncelikle Bildirim Formu içeriğinin sunulması gereken bilgiler açısından geçmişe kıyasla sadeleştirildiği söylenebilir. Ayrıntısına inmeyecek olmakla birlikte, içeriksel açıdan, özellikle pazarlara dair görece sınırlı bilgi talep edilmekle, rakip bilgilerinin kapsamı daraltılmaktadır. Bu kapsamda etkilenen pazarlarda yatay eksende işlem taraflarının pazar payları toplamının %15’ten, dikey eksende işlem taraflarından birinin pazar payının %20’den düşük olduğu işlemler açısından özellikle pazarlara etki, müşteri ve rakiplere dair bilgiler ile ilgili bölümlerin doldurulması gereklilik arz etmemektedir[16] (=pazar payı eşiğine dönüş ve kısa form usulü). Diğer taraftan, özellikle, girişim sermayesi yatırım ortaklıkları, girişim sermayesi yatırım fonları, risk sermayesi şirketleri veya bireysel katılım yatırımcısı niteliğindeki işlem tarafları açısından yalnızca Türkiye’deki faaliyetlere dair bilgilerin sunulmasının yeterli olacağı düzenlenmektedir[17]. Böylelikle temelde bildirim sürecinin hızlandırılması ve gerekli olmayan bilgilerin kapsamdan çıkartılması suretiyle inceleme süreçlerinin daha etkin bir hale getirilmesinin öngörüldüğünü söyleyebilmek mümkündür.

  4. Değişiklikler ile ilgili Kısa Değerlendirme. Düzenlenebilecek diğer hükümler ile ilgili beklentiler bir kenara bırakıldığında, 2010/4 sayılı Tebliğ’de 2022 yılını takiben yapılan bahsi geçen değişikliklerin genel olarak olumlu yönde nitelendirilebilmesi mümkün görünmektedir. Bunlar arasında özellikle ciro eşiklerinin güncellenmesi ve teknoloji teşebbüsü istisnasında kapsam itibariyle yapılan daraltmanın etkili olabileceğini (ve izlenmesi gerektiğini) belirtmek gerekir. Ciro eşiklerinin güncellenmesi, özellikle usul ekonomisi bağlamında önem arz etmektedir. Bu yönüyle işlemin Rekabet Kurumu nezdinde bildirime tâbi olup olmadığının tespiti açısından güncellenen değerler ve teknoloji teşebbüsü istisnasının değer ve Türkiye’de yerleşik olma unsurları açısından gözetilmesi gerekecektir. 2010/4 sayılı Tebliğ’de temel kavramların güncellenmesi, kısmi devirlerde cironun hesaplanması ve ortak girişimlerin değerlendirilmesi ile ilgili düzenlemeler de özellikle hukuki belirlilik açısından dikkate değerdir. Nihayet, Bildirim Formu muhteviyatındaki değişikliklerin de tarafların iş yükü ve hazırlık süresini olumlu anlamda etkileme potansiyelini haiz olduğu dile getirilebilir.

Yararlanılan Kaynaklar

Akyüz, Helin Berfin: Türk Rekabet Hukuku Kapsamında Şirketlerde Birleşme ve Devralmalar, Ankara 2007.

Erdem, H. Ercüment: Türk ve AT Rekabet Hukukunda Birleşme ve Devralmalar, İstanbul 2003.

Esin, İsmail G.: Birleşme ve Devralmalar, 5. Baskı, İstanbul 2022.

Güven, Pelin: Türk Rekabet Hukuku ve Avrupa Birliği Rekabet Hukukunda Birleşme ve Devralmaların Denetlenmesi, Ankara 2002.

Kesici, Buğra: Rekabet Hukukunun İhlâlinden Kaynaklanan Haksız Fiil Sorumluluğu, İstanbul 2017.

Kokkoris, Ioannis/Shelanski, Howard: EU Merger Control: A Legal and Economic Analysis, Oxford 2014.

Lindsay, Alistair/Berridge, Alison: The EU Merger Regulation: Substantive Issues, 4th Edition, London 2012.

Solmaz, Ekrem: Yoğunlaşmaların Kontrolünde Bildirim Eşikleri, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi No: 105, Ankara 2009.

Uygur, Muhammed Safa: Rekabet Hukukunda İzinsiz Gerçekleştirilen Birleşme ve Devralmalara Uygulanan Yaptırım Rejimi, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi No: 155, Ankara 2017.

 

[1] 2026/2 sayılı Rekabet Kurulundan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (“2026/2 sayılı Tebliğ”), bkz. 11.02.2026 tarih ve 33165 sayılı Resmi Gazete. 2026/2 sayılı Tebliğ metnine erişim için bkz. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/02/20260211-5.htm (Erişim Tarihi: 21.03.2026).
[2] Yasal gelişmeler ile birlikte özellikle Anayasa Mahkemesi’nin (“AyM”) Rekabet Kurumunun yerinde inceleme yetkisi ve uzlaşma süreci sonunda verilen Rekabet Kurulu kararının yargı denetimine kapalı olmasının Anayasa’ya uygunluğu özelinde tesis ettiği ve her iki düzenlemeyi de Anayasa’ya uygun bulduğu iki ayrı kararına da önemine binaen değinmek gerekir. Bkz. AyM’nin 06.11.2025 tarih ve 2023-174/224 ile 11.12.2025 tarih ve 185/258 sayılı kararları.
[3] Bu konuda örnek olarak bkz. Pelin Güven, Türk Rekabet Hukuku ve Avrupa Birliği Rekabet Hukukunda Birleşme ve Devralmaların Denetlenmesi, Ankara 2002, s. 79 vd.; H. Ercüment Erdem, Türk ve AT Rekabet Hukukunda Birleşme ve Devralmalar, İstanbul 2003, s. 113 vd.; Helin Berfin Akyüz, Türk Rekabet Hukuku Kapsamında Şirketlerde Birleşme ve Devralmalar, Ankara 2007, s. 69 vd.; İsmail G. Esin, Birleşme ve Devralmalar, 5. Baskı, İstanbul 2022, s. 552 vd.; Muhammed Safa Uygur, Rekabet Hukukunda İzinsiz Gerçekleştirilen Birleşme ve Devralmalara Uygulanan Yaptırım Rejimi, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi No: 155, Ankara 2017, s. 6 vd. Avrupa Birliği hukuku bağlamında ayrıca bkz. Alistair Lindsay/Alison Berridge, The EU Merger Regulation: Substantive Issues, 4th Edition, London 2012, s. 38 vd.; Ioannis Kokkoris/Howard Shelanski, EU Merger Control: A Legal and Economic Analysis, Oxford 2014, s. 10 vd.
[4] Birleşme veya devralma olarak değerlendirilmeyen istisnalar için bkz. 2010/4 sayılı Tebliğ m. 6.
[5] Örnek olarak bkz. Rekabet Kurulunun 08.07.2021 tarih ve 21-34/477-239 sayılı kararı.
[6] Bu konuda bkz. Ekrem Solmaz, Yoğunlaşmaların Kontrolünde Bildirim Eşikleri, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi No: 105, Ankara 2009, s. 30 vd.
[7] Şurasını söyleyelim ki, işlem Rekabet Kurumu nezdinde bildirime tâbi olmasa da işlem ile birlikte etkin rekabetin önemli ölçüde azaldığı bir ihtimalde, Rekabet Kanunu’nun 7. maddesine aykırılığa bağlanan hukuki sonuçların uygulanması gündeme gelebilir.
[8] Tüm bu konular hakkında bkz. Birleşme ve Devralma Sayılan Haller ve Kontrol Kavramı Hakkında Kılavuz; Birleşme ve Devralmalarda İlgili Teşebbüs, Ciro ve Yan Sınırlamalar Hakkında Kılavuz; Yatay Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz; Yatay Olmayan Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz; Birleşme/Devralma İşlemlerinde Rekabet Kurumunca Kabul Edilebilir Çözümlere İlişkin Kılavuz.
[9] SIEC testi öncesindeki dönemde tazminat talebine dair tartışmalar hakkında bkz. Buğra Kesici, Rekabet Hukukunun İhlâlinden Kaynaklanan Haksız Fiil Sorumluluğu, İstanbul 2017, s. 96 vd.
[10] Burada özellikle konunun hem RKHK m. 4 (=rekabete duyarlı bilgi paylaşımı) hem de RKHK m. 7 (=erken başlama sorunu) hükümleri açısından farklı boyutlarının söz konusu olabileceğini belirtelim.
[11] Hiç şüphesiz burada yapmaya çalıştığımız genel bir tasnif çabası olup, burada sayılmamakla birlikte, zikredilebilecek iki değişiklik daha mevcuttur: Bunlardan ilki, 2010/4 sayılı Tebliğ m. 11’de yapılan değişikliktir. Anılan değişiklikle hükmün kenar başlığı “bildirimin geçerlilik tarihi” ifadesi yerine “bildirimin gerçekleşme tarihi” şeklinde değiştirilerek, mevzuat gereği bir kamu kurum veya kuruluşundan görüş alınması gerektiği hallerde RKHK m. 10’daki sürelerin görüşün Kuruma “intikal ettiği tarihi izleyen günden” başlayacağı düzenlenmektedir. Böylelikle hükmün kenar başlığı, bizce Türkçe daha doğru bir şekilde ifade edilmiş olmakla birlikte, süreler ile ilgili meydana gelebilecek çekince bir ölçüde giderilmiştir. İkincisi ise 2010/4 sayılı Tebliğ m. Ek 1’de öngörülen değişikliktir. Tebliğ’e yeni eklendiği anlaşılan ve kenar başlığı “Diğer hükümler” olan bu hüküm ciro eşikleri veya koşullardaki değişikliklerin Kurul nezdinde devam eden incelemelere etkisi/sonlandırma mekanizması düzenlemektedir (transitional provision).
[12] Kavramın her iki işlevi için bkz. Birleşme ve Devralmalarda İlgili Teşebbüs, Ciro ve Yan Sınırlamalar Hakkında Kılavuz, para. 4.
[13] Aynen alıntılanan hükümlerde yer alan vurgular, özellikle öngörülen değişikliklere işaret edilebilmesi amacıyla, tarafımızca eklenmiştir.
[14] Bkz. ve karş. Birleşme ve Devralmalarda İlgili Teşebbüs, Ciro ve Yan Sınırlamalar Hakkında Kılavuz, para. 5.
[15] Gözlemlenebileceği gibi, hükmün eski halinde öngörülen 250 milyon TL, 750 milyon TL ve 3 milyar TL olarak aranılan ciro eşikleri sırasıyla 1 milyar TL, 3 milyar TL ve 9 milyar TL olarak güncellenmiştir. Bu yönüyle ciro eşiklerinde üç ve dört katlık artışlar öngörüldüğü söylenebilir.
[16] Bkz. Bildirim Formu, para. 2.
[17] Bkz. Bildirim Formu, para. 3.